Bireysel Başvuru Yoluna Başvurulmadan Önce Tüm İdari Ve Yargısal Başvuru Yolları Tüketilmelidir. Derece Mahkemelerince Dava Konusu Uyuşmazlığın Hukuki Nitelendirilmesinde ve Yorumlanmasında İsabet Olmadığı İddiası Derece Hakimin Takdirine İlişkindir Anayasa Mahkemesinin Bu Takdire Müdahalesi Söz Konusu Olmaz.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başvuru Numarası: 2013/1258
Karar Tarihi: 13/06/2013

Başkan : Alparslan ALTAN
Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör : Selami ER
Başvurucular : Galip YILMAZ
Hasan Hüseyin YILMAZ
Asiye YALÇIN
Efğani KEREM
Kezban ERDOĞMUŞ
Sevil BİŞGİN
Ayten YILMAZ
Nihal ELMAS
Feride YILMAZ
Tuğba KİRAZ
Kübra YILMAZ
Havva YILDIRIM
Firdevs YILMAZ
Nur MESCİ
Feride KONTAŞ
Yusuf YILMAZ
Sıdıka TAŞKOPARAN
Niyazi KOÇ
Sebiha ÖZTÜRK
Sebahat SEZĞEK
Selfet KOÇ
Vekili : Av. Nedim ÇAĞLAR

I.          BAŞVURUNUN KONUSU

1.         Başvurucular, daha önce maliki oldukları ve 1984 yılında kamulaştırılan taşınmazın, kamulaştırılmasından vazgeçildiği ve bir kamu hizmetine tahsis edilmeyip fiilen el konulmadığı gerekçesiyle adlarına tescili ve iadesi davasının reddedilmesi nedeniyle hak arama hürriyetleri ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

II.       BAŞVURU SÜRECİ

2.         Başvuru, 12/2/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine şahsen yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.         İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/3/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III.    OLAY VE OLGULAR

A.       Olaylar

4.         Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

5.         Başvurucular ve murislerine ait Ankara Yenimahalle’de bulunan taşınmaz hakkında Milli Savunma Bakanlığı 19/1/1981 tarih ve 496 sayılı karar ile kamulaştırma kararı almış ve kendilerinin rızasıyla taşınmaz 11/10/1982 tarih ve 3175 sayılı işlemle Hazine adına tescil edilmiştir.

6.         İdare 16/12/1982 tarihinde kamulaştırmadan vazgeçmiş ve 25/6/1984 tarih 1258 yevmiye numaralı işlemle taşınmaz başvurucular ve murisleri adına tescil edilmiştir.

7.         İdare, daha sonra 8/5/1984 tarihinde yeni bir kamulaştırma kararı almış ve bu karar Asiye YALÇIN’a 5/11/1984 tarihinde tebliğ edilmiştir.

8.         Başvuruculardan Asiye YALÇIN ve başvurucuların murislerinden Mustafa YILMAZ tarafından 1984/733 sayılı dosya ile açılan bedel artırım davası, bedelin bankaya depo edilmemiş olması sebebiyle reddedilmiştir.

9.         Asiye YALÇIN ve Mustafa YILMAZ 8-9/11/1984 tarih 3017 ve 3052 sayılı işlemler ile diğer malikler 1984 ve 1985 yıllarında farklı tarihlerde kamulaştırma bedelinin kendilerine ödeneceği mülahazasıyla paylarını ferağ vererek Hazineye devretmişler ve taşınmaz Hazine adına tescil edilerek kamulaştırılmıştır.

10.     Başvuruculardan 14’ü (Hasan Hüseyin YILMAZ, Asiye YALÇIN, Efğani KEREM, Kezban ERDOĞMUŞ, Sevil BİŞGİN, Ayten YILMAZ, Nihal ELMAS, Feride YILMAZ, Tuğba KİRAZ, Kübra YILMAZ, Havva YILDIRIM, Firdevs YILMAZ, Nur MESCİ, Feride KONTAŞ) 20/11/2009 tarihinde Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde bahse konu taşınmaz hakkında önce kamulaştırma kararı alınıp sonra vazgeçildiği ve bu tarihten sonra fiilen el atılmadığı, kamulaştırma bedeli ödenmeden ve kamulaştırma tamamlanmadan tescil yapıldığı ve taşınmazın bir kamu hizmetine tahsis edilmeyip fiilen el konulmadığı takdirde aradan geçen süreye bakılmaksızın taşınmaz idare adına tescil edilse dahi bu tescilin iptali ile eski malike iadesi gerektiği gerekçeleriyle tapu kaydının iptali ve kendileri adına tescili maksadıyla tapu iptali ve tescil davası açmışlardır.

11.     Mahkeme, yaptığı keşifte başvurucuların dava konusu taşınmazının da içinde bulunduğu General Selahattin Gökkartal Kışlası ve civarının büyük bir askeri alan olduğunu, etrafının tel örgüyle çevrili olduğunu, askeri alan olduğunu gösterir işaretler bulunduğunu ve askeri birliklerce kullanıldığını tespit etmiştir.

12.     Başvuruculardan ikisi (Galip YILMAZ ve Yusuf YILMAZ) ile başvuruculardan beşinin (Sıdıka TAŞKOPARAN, Niyazi KOÇ, Sebiha ÖZTÜRK, Sebahat SEZĞEK ve Selfet KOÇ) murisi Atiye KOÇ’un da aralarında bulunduğu dört kişi Asliye Hukuk Mahkemesine hitaben yazdıkları 1/10/2010 tarihli dilekçeyle davaya katılma talebinde bulunmuşlardır.

13.     Mahkeme, 8/4/2011 tarih ve E.2009/683, K.2011/178 sayılı kararıyla başvurucuların iddialarının aksine kamulaştırma işleminin ilgililere tebliğ edildiği, paydaşların bedel artırım davasının reddedildiği, paydaşların tamamının paylarını Hazineye devrettiği ve kamulaştırma işleminin tamamlandığı, ayrıca somut olayda dava konusu taşınmazın kamulaştırma amacına uygun biçimde kullanıldığı ve 4/11/1983 tarih, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesinde yer alan koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

14.     Bahsedilen karar 20/11/2009 tarihinde dava açan 14 başvurucu hakkında kurulmuştur. Katılma başvurusunda bulunan iki başvurucu ve kalan beş başvurucunun murisinin hakkında kurulmuş bir hüküm bulunmamaktadır.

15.     Başvurucular, karara karşı yaptıkları temyiz başvurusunda yerel mahkemenin davayı yanlış bir biçimde ve sanki yasal bir kamulaştırma işlemi varmış gibi 2942 sayılı Kanun’un 23. maddesi kapsamında ele aldığını, hâlbuki kendilerinin bedeli ödenmeden yapılan kamulaştırmanın ve mülkiyetin Hazineye devrinin usul, yasa ve hukuka aykırı olduğu iddiasını öne sürdüklerini, ayrıca ıslah talepleri cevaplanmadan hüküm tesis edildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmişlerdir.

16.     Başvurucuların bu talebi, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 17/4/2012 tarih ve E.2011/20720, K.2012/7965 sayılı kararıyla, davanın 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 23. maddesine dayanılarak geri alım istemine ait olduğu, kararın dayandığı gerekçelere göre davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle reddedilerek yerel mahkeme kararı onanmıştır.

17.     Başvurucuların karar düzeltme talebi de Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 29/11/2012 tarihli ve E.2012/17521, K.2012/24497 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

18.     Başvurucu Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki dava devam ederken davaya konu taşınmazın gerçek değerini tespit etmek amacıyla aynı mahkemeye müracaat etmiş ve mahkemeye sunulan 1/9/2010 tarihli bilirkişi raporuyla taşınmazın değeri 3.681.250,00 TL olarak tespit edilmiştir.

B.       İlgili Hukuk

19.     Anayasanın 46. maddesi şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir…

…”

20.     2942 sayılı Kanunu’nun 24/4/2001 tarih ve 4650 sayılı Kanunla değişmeden önceki “Satın Alma Usulü” başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“Kamulaştırmayı yapacak idare, kamulaştırma kararının alınmasından sonra kamulaştırma işleminin her safhasında kendi ihale komisyonu, yoksa bu amaçla kuracağı komisyon marifetiyle tespit ettireceği bedel üzerinden mal sahibi ile anlaşarak taşınmaz malı, kaynağı veya bunlar üzerindeki irtifak haklarını satın alabilir.

Bu suretle satın alınan taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır. Ancak, kamulaştırmaya ve bedeline itiraz davaları açılamaz.”

21.     2942 sayılı Kanunu’nun 23. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya 22 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca devir veya tahsis yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygun hiç bir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir.

Doğmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer. Aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazla taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumunun bir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre uygulanır.”

22.     22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Olağan Zamanaşımı” başlıklı 712. maddesi şöyledir:

“Geçerli bir hukuki sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak yazılan kişi, taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız olarak on yıl süreyle ve iyiniyetle sürdürürse, onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet hakkına itiraz edilemez.”

23.     4721 sayılı Kanun’un “Tescili İsteme Hakkı” başlıklı 716. maddesi şöyledir:

“Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması halinde hakimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir.

Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebri icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.

Bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur.”

24.     4721 sayılı Kanun’un “Yolsuz Tescil” başlıklı 1025. maddesi şöyledir:

“Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.

İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları ayni haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır.”

IV.    İNCELEME VE GEREKÇE

25.     Mahkemenin 13/6/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 14/12/2012 tarih ve 2012/1258 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A.       Başvurucuların İddiaları

26.     Başvurucular, daha önce maliki oldukları ve 1984 yılında verdikleri ferağ takrirleriyle kendilerine bedel ödenmeden kamulaştırılan taşınmazla ilgili olarak kamulaştırma bedeli ödenmeden ve kamulaştırma tamamlanmadan tescil yapıldığı ve taşınmazın bir kamu hizmetine tahsis edilmeyip fiilen el konulmadığı takdirde aradan geçen süreye bakılmaksızın taşınmaz idare adına tescil edilse dahi bu tescilin iptali ile eski malike iadesi gerektiği gerekçesiyle 2009 yılında açtıkları tapu tescil ve iade davasının reddedilmesi nedenleriyle hak arama hürriyetleri ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve yerel mahkemece tespit edilen taşınmazın gerçek değeri üzerinden tespit tarihinden itibaren işleyecek faizle birlikte kendilerine tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

B.       Değerlendirme

27.     Anayasa’nın 148. maddesi şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

28.     30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

29.     6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

30.     6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

31.     12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hukukun Uygulanması” kenar başlıklı 33. maddesi şöyledir:

“Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.”

1- 14 Başvurucu İle İlgili Olarak

32.     Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

33.     Bir anayasal hakkın ihlali iddiası içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır.

34.     Bahsedilen kurallar uyarınca, derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış olayların sübutu, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ya da açıkça keyfilik içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar da bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri takdirinde açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz. (B. No: 2012/1027, § 26, 12/2/2013)

35.     Başvurucuların, bedel ödenmeden ve kamulaştırma tamamlanmadan yapılan tescil sonrası kamulaştırma amacına uygun kullanılmadığını iddia ettikleri taşınmazın iadesi amacıyla kamulaştırmadan 24-25 yıl sonra tapu tescil ve iptal davası açmışlardır. Mahkemece yapılan keşifte kamulaştırmanın tamamlandığı, taşınmazın kamulaştırma amacına uygun biçimde kullanıldığı tespit edilmiş ve 2942 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi kapsamında ele alınan dava reddedilmiştir.

36.     Başvurucular, mahkemece davanın 2942 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi kapsamında ele alınması ve ret kararı verilmesinin anayasal haklarının ihlaline yol açtığını ifade etmektedirler. Başvurucular, mülkiyet haklarının varlığını gösteren belgeye bağlı somut bir delil sunmamışlardır. Başvurucuların mülkiyet hakkı iddiası, açtıkları tapu tescil ve iptal davasına bağlı ve bu davanın kendileri hakkında olumlu sonuçlanmış olması halinde ileri sürülebilecek bir iddiadır. Bu nedenle mülkiyet hakkı açısından ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

37.     Bu durumda başvurucuların iddialarının özünün derece mahkemelerince dava konusu uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığı ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

38.     6100 sayılı Kanunun 33. maddesi gereği hukukun uygulanması ve yorumlanması hâkimin resen gözeteceği bir husustur. Bu kapsamda dava konusu uyuşmazlığın hukuki nitelemesi hakimin takdir yetkisi içindedir. Derece mahkemelerinin uyuşmazlık konusunun hukuki nitelemesinde açık bir keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz.

39.     Açıklanan nedenlerle, 14 başvurucunun iddiasının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2- Yedi Başvurucu İle İlgili Olarak

40.     Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.

41.     Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (B. No: 2012/946, § 17, 18, 26/3/2013).

42.     İlk derece mahkemesi önünde dava açan 14 başvurucu dışında kalan yedi başvurucu ve murisinin davaya katılma talepleri hakkında hüküm kurulmadığı, yani yedi başvurucunun bireysel başvuruya konu şikâyetleri hakkında daha önce yetkili bir mahkeme önünde taraf olarak yer almadıkları anlaşılmaktadır.

43.     Tapu tescil talepleriyle ilgili davalarda başvurucuların Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için, öncelikle bu taleplerini ilgili kanun hükümlerine dayanarak yetkili ve görevli hukuk mahkemeleri önünde dile getirmeleri, taleplerinin reddi halinde bilahare kanun yollarına başvurmaları ve böylece başvuru yollarını tüketmeleri gerektiği açıktır. Başvuru konusu olayda, iki başvurucu ile beş başvurucunun murisinin katılma talepleri mahkemece uygun bulunmadığından başvurucular için olağan kanun yolları tüketilmemiş sayılmaktadır.

44.     Açıklanan nedenlerle, yedi başvurucunun başvuru konusu işleme karşı kanunda öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı tüketilmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşıldığından başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V.       HÜKÜM

1- Başvuruculardan Hasan Hüseyin YILMAZ, Asiye YALÇIN, Efğani KEREM, Kezban ERDOĞMUŞ, Sevil BİŞGİN, Ayten YILMAZ, Nihal ELMAS, Feride YILMAZ, Tuğba KİRAZ, Kübra YILMAZ, Havva YILDIRIM, Firdevs YILMAZ, Nur MESCİ ve Feride KONTAŞ’ın başvurularının, “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

2- Başvuruculardan Galip YILMAZ, Yusuf YILMAZ, Sıdıka TAŞKOPARAN, Niyazi KOÇ, Sebiha ÖZTÜRK, Sebahat SEZĞEK ve Selfet KOÇ’un başvurularının, “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3- Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına,

13/6/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Alparslan ALTAN

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.