Çeki Elinde Bulunduran Hamil Çeki İktisapta Kötü Niyetli veya Ağır Kusurlu Olduğu Kanıtlanmadıkça Müracaat Hakkını Kullanabilir.

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
2010/1670 E.
2011/11000 K.
27.9.2011 T.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19.11.2009 tarih ve 2009/116-2009/1340 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Erol Kaplan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili şirketin borcuna karşılık keşide ettiği 4.555 TL bedelli çekin kargoyla gönderilirken kaybolduğunu, çek lehtarının müracaatı üzerine Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2008/319 K. sayılı kararı ile sözkonusu çekin iptal edildiğini, ancak davalının bu çeke dayalı olarak müvekkili hakkında icra takibi başlattığını, icra takibine dayanak yapılan çekin çek vasfını taşımadığından bahisle yaptıkları şikayetin icra hukuk mahkemesince reddedildiğini, davalının davaya konu çekin yasal hamili olmadığını, müvekkilinin davalıya borcunun bulunmadığını ileri sürerek, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin iptaline, davalının %40’tan az olmayacak şekilde tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş. 28.10.2009 tarihli dilekçesi ile çek bedelinin tahsil edilmesi sebebiyle menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürdüklerini beyan etmiştir.

Davalı vekili, davaya konu çekin ciro silsilesinde herhangi bir kopukluk olmadığını, müvekkilinin çekin meşru hamili olduğunu, keşideci olan davacıyla lehtar arasında gerçekleşen kişisel defilere dayalı olarak iyiniyetli olan müvekkiline karşı böyle bir davanın açılamayacağını, müvekkilinin kendisinden önceki cirantanın borcuna karşılık söz konusu çeki aldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafın çekin iktisabıyla ilgili olarak kendisiyle dava dışı şirket arasında düzenlendiği savunulan 15.5.2008 tarihli sözleşmeyi sunduğu, söz konusu sözleşmede, davalı tarafından satılan ancak daha sonra iade edilen aracın kullanım bedeline karşılık olarak davaya konu çekin davalıya verildiğinin yazılı olduğu, trafik kayıtlardan sözleşmede bahsi geçen aracın dava dışı başka bir şirkete ait olduğunun anlaşıldığı, davalının ticari defter ve kayıtlarını ibraz edemediği, protokole konu aracın dört aylık kullanım bedelinin 4.550 TL olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davalının iyiniyetli olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle istirdat davasına dönüşen davanın kabulüne. 6.250 TL’nin 5.2.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, kötüniyet tazminatına yer olmadığına karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, T.T.K.nun 704. maddesine dayalı, çek bedelinin istirdadı istemine ilişkindir.

Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de, T.T.K.nun 704. maddesinde, “Çek herhangi bir suretle hamilinin elinden çıkmış bulunursa ister hamiline yazılı bir çek bahis mevzuu olsun, ister ciro suretiyle nakledilebilen bir çek bahis mevzuu olup da hamil hakkını 702. maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır kusura bulunduğu takdirde, o çeki geri vermekle mükelleftir.” düzenlemesi mevcuttur. Açıklanan kanun hükmü uyarınca davacının, kendisinin yetkili hamili olduğunu kanıtlaması yanında, yeni hamilin çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğunu veya iktisapta ağır kusurlu bulunduğunu da kanıtlaması gerekip, çeki elinde bulunduran davalı yeni hamil, çeki edinme nedenini kanıtlamakla yükümlü değildir. Aksi halin kabulü kıymetli evrakın “mücerretlik” ilkesini ortadan kaldırır. Bu itibarla, somut olayda mahkemece, ispat yükünün tersine çevrilerek davalıya davaya konu çeki edinme nedenini kanıtlama yükümlülüğü getirilmiş olması ve davalının da bu hususu kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu sebeple davalı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 27.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.