Prof. Dr. İlkay Kasatura’nın “Eş Seçiminden Evliliğe Yaşam Döngüsü” Adlı Kitabına ve Düşündürdüklerine İlişkin

Kitapta, yaşam döngüsü 6 aşamada aşağıdaki şekilde gruplanmıştır.

1. Evlilik öncesi, henüz karşı tarafa bağlanmamış genç yetişkin
2. Yeni evli çift
3. Küçük çocuklu aile
4. Ergenlik döneminde çocuğu olan aile
5. Çocukları evden ayrılan aile
6. Emeklilik, yaşlılık dönemi

Görüldüğü gibi 2. ve sonraki aşamalar eşimizle geçirdiğimiz zamanı kapsamaktadır.
Bu da bize eş seçiminin hayatımızdaki önemini göstermektedir.

Gençlik döneminde bulunan kişinin eşini seçerken hangi kriterleri araması gerektiğini bilmesi ; yine kendisinin eşine verebileceklerini ve kapasitesini belirlemesi çok önemlidir. Çünkü evlilik iki ayaklı bir mekanizmadır. Yıkılmaması için bir ayağın sağlıklı olması yeterli olmayacaktır.

Önsözden başlamak gerekirse, Prof. İlkay Kasatura burada, “Özellikle gençlerin, evlilik öncesi eş seçimine götürecek arkadaşlıklarla kendilerine sadece iyi vakit geçirtecek kişileri aradıkları görülüyor; onlarda anne baba özelliklerine uygun kişileri arama bilinci yerleşmiş görünmüyor.” tespitinde bulunmuştur.

Gerçekten şunu görüyoruz ki, çoğunlukla, bir şekilde  başlamış sevgililik ilişkisi (aynı ortamda yalnız tek kız ve erkek olma, yalnız oldukları için birbirleri ile tanıştırılma vb.)  yaş ve ailenin özelliklerine göre evlilik yolunda kendiliğinden ilerliyor. Taraflar  evlilik öncesi bu sevgililik devresini, birbirini tanımak üzere kullanmıyor; aksine bu devreyi evlilik öncesi rutin işlemlerin tamamlanması için geçirilen bekleme süresi olarak doldurmaya çalışıyor.

Ayrıca bu süreçte yaşanan ve ciddi sorunların belirtisi olabilecek kimi durumları, taraflar kendilerinin çok sevilmesinden kaynaklanan coşkulu davranışlar olarak adlandırıyor, kişinin genel yapısını gösteren davranışlar olarak ele almıyor.

Kitap “Evlilik öncesi ilişkiler”, “Evlilik yılları” ve “Evlilik, çocuklar ve aile terapileri” başlıklı ana bölümlere ayrılmış.

Kitabın adı, evlilik öncesi ilişkilerin ilk adım olması ve bu adımın sonraki aşamalardaki belirleyici etkisi nedenleri ile evlilik öncesi ilişkiler başlıklı bölümünün  daha kapsamlı ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle kitapta ‘karşı tarafı tanımak için neler yapılabilir’ konusunda ayrı bir başlık oluşturulmamasının eksikliğini hissettim. Zira bu bölümde ele alınmış olan ‘evlenilecek kişinin kişilik özellikleri‘, ‘geçmiş ve davranış biçimleri‘, ‘kişilik farklılıkları‘ gibi aşamalara ulaşmak için dahi karşı tarafı az da olsa tanımak gereklidir. Ancak kitabın önsözünde belirtildiği gibi -yapılması gerekenlerin aksine- bu süreçte taraflar iyi vakit geçirmek adına sinemaya, yemeğe gitmekte ve birbirlerinin görüş ve davranışlarına tanıklık edebilecekleri olanakları yaratmaya çalışmamaktadır.

Bu nedenle kişinin evlenmeyi düşündüğü kişiyi  hem kendisinin hem onun arkadaşları ve ailesi ile tanıştırmasının ve onun, bu kişilere karşı davranışlarını görmesinin; yine fikirlerini daha çok öğrenmelerini sağlayabilecek aktiviteler oluşturmalarının örneğin kitap, dergi okumalarının; yine birlikte sorumluluk alabilecekleri bir etkinlik yapmalarının örneği bir çiçek yetiştirmelerinin veya internette oluşturdukları bir sayfayı yönetmek hususunda çalışmalarının, bu sırada karşılaşılacak sorunları evlilik sırasında karşılaşabilme ihtimali ile değerlendirmelerinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Evlilik yılları bölümündeki, “kurtarıcı rolünü üstlenmek“, “duygusal terk edilmeden korkma” ve “yeniden yapılandırma terapisi örneği” başlıklı bölümler ise farkındalık yaratıcı ve sorun çözücü nitelikte.

Zira farklı adlarla anılabilecek birçok sorunun üzerine kurulduğu mekanizmayı anlatmakta. Yine bu mekanizmanın ‘Yapılandırma Terapisinde Süreç’ başlıklı bölümde sistematiği verilmekte ve kişilerin ‘Başlangıçta farklılığı algılayan eşler, kutuplaşma sürecini başlatarak, psikolojik mesafeyi açıyorlar, sıkışık kalma aşamasında da iletişim yollarını tıkayarak etkileşimi ve evliliği bir çıkmaza götürülüyorlar’ şeklinde açmaz yaşadığının farkına varılmasını sağlamaktadır. Gerçekten sorunların özüne inildiğinde karşımıza çoğunlukla bu mekanizma çıkacak ve bu açmazda sıkışıp kaldığımız fark edilebilecektir.

Kitabın üçüncü bölümünde boşanmadan, boşanmanın ne zaman çözüm olabileceğinden, boşanmanın çocuk üzerindeki etkisinden, bu dönemde çocuğa nasıl davranılması gerektiğinden ve bu dönemde çocuğun ne hissettiğinden bahsedilmiştir. Mesleğim gereği boşanma evresindeki ailevi ve kişisel duygusal yükün nasıl tezahür ettiğini görme fırsatım oldu. Eşlerin, birbirlerinin ve çocuklarının yaşadığı bu boşanma durumunu ve duygusunu nasıl yaşamaları gerektiğini bilemediklerini ve bu nedenle nasıl davranacaklarını da kestirememekte olduklarını; bunu ilk kez yaşadıklarını ifade ederek çaresizliklerini belirttiklerini gördüm. Oysa zaten kişinin hayatında bu durum 1-2 kere gerçekleşmektedir; ancak iyi yönetilmediğinde etkileri kişilerin ve çocuklarının tüm hayatına yansıyabilmektedir. Bu nedenle bu konuda okumanın ve psikolojik danışmanlık almanın hayat kurtarıcılığı ortaya çıkmaktadır.

Ben ilişkilerin sevgi ve bağlılık duygusu yaşanmasına rağmen iletişim problemleri nedeniyle çözülme sürecine girmekte olduğunun fark edildiği halde derhal psikolojik destek almanın gerekliliğine inanıyorum. Bunun mali yükünün duygusal yükü yanında çok da ağır olmadığını düşünüyorum.

Kitapta gerçek hayat hikayelerinden örnekler bulunduğu için kendinizi bu olayları yaşarken ve tartışırken bulacaksınız. Kitabı okuduğunuzda aklınızda ezberlenmiş cümleler kalmayacağını; ancak daha sonra iletişimde sorun çözme metodunu öğrenmiş olduğunuzu yaşarken fark edeceğinizi düşünüyorum. Bu nedenle kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Remzi Kitabevi tarafından birinci baskısı Şubat 2014’te yapılmış olan bu kitabı 17,50-TL ödeyerek satın alabilirsiniz.

Sibel Öztürk

EŞ SEÇİMİNDEN EVLİLİĞE
EŞ SEÇİMİNDEN EVLİLİĞE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.