Ortak Hayatın Yeniden Kurulmaması

Eşlerin fiili ayrılık sebebiyle boşanmalarına karar verilebilmesi için ortak hayatın yeniden kurulmaması gerekmektedir.

Ortak hayatın yeniden kurulmaması , eşlerin evlilik birliğini devam ettirmek amacıyla bir araya gelmemiş olmaları demektir.

Ortak hayatın yeniden kurulmaması önemli olup, neden kurulamadığı mühim değildir.  Bu süre içerisinde eşler başka bir eş ile yaşıyor olabilir, ya da barışmak isteyen eşi diğer eş kabul etmemiş olabilir ya da diğer herhangi bir sebeple eşler ortak hayatın yeniden kurulmaması halini yaşıyor olabilir. Nedenine bakılmaksızın yalnızca ortak hayatın yeniden kurulmaması önemlidir.

Bu dönemde,  eşlerin çocuklar için, bir konuyu konuşmak için, zorunluluktan veya buna benzer geçici görüşmeleri ortak hayatın yeniden kurulması anlamına gelmemektedir. Ortak hayatın  yeniden kurulmaması , eşlerin evlilik birliğini devam ettirmek amacıyla bir araya gelmemeleri demektir.

 

2. Hukuk Dairesi         2015/20335 E.  ,  2016/13528 K.
“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma-Ziynet Alacağı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından, erkeğin kabul edilen davası, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri ile ziynet alacağı davasındaki görevsizlik kararı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Mahkemece davalı-karşı davacı kadın ağır kusurlu bulunarak tarafların Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmiştir.
Davalı-karşı davacı kadın tarafından … Aile Mahkemesinin 2010/951 esas, 2010/1265 karar sayılı dosyasında 04/03/2008 tarihinde açılan birleşen bağımsız tedbir nafakası davasının kabul edildiği, erkeğin ise aynı dosyada 14/03/2008 tarihinde açmış olduğu boşanma davasının reddedildiği, kararın 11/02/2011 tarihinde kesinleştiği, kadının bağımsız tedbir nafakası almaya devam ettiği ve önceki boşanma davasının açıldığı tarihten sonra kadının herhangi bir kusurlu davranışının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Davalı-karşı davacı kadın, davaya cevabında fiili ayrılık döneminde bir araya gelmediklerini beyan etmiş, daha sonra vekili tarafından verilen dilekçede tarafların ortak hayatı kurmak üzere bir araya geldikleri ileri sürülmüş, davalı-karşı davacı kadın ve tanıkları da bu yönde anlatımda bulunmuşlardır. Kadının fiili ayrılık sırasında, tedbir nafakası almaya kesintisiz devam etmiş olması, tarafların ortak hayatı sürdürmek üzere bir araya geldiklerine yönelik, gerek davalı-karşı davacı kadının yazılı ve sözlü beyanları sırasındaki çelişki, gerekse bu beyanlarla kadının tanıklarının anlatımı arasındaki çelişkilere göre, ortak yaşamın yeniden kurulduğu iddiasının kabulü mümkün değildir. Davalı-karşı davacı kadın kendi açtığı boşanma davasından feragat ettiğinden, davacı-karşı davalı erkeğe de kusur yüklenemez. Bu durumda, herhangi bir kusurlu davranışı ispat edilemeyen davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü isabetli değil ise de; davacı-karşı davalı erkeğin davası yönünden Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi koşulları gerçekleştiğinden, davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verilmesi sonucu itibariyle doğrudur. Bu sebeple, davalı-karşı davacı kadının, erkeğin Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayalı olarak açmış olduğu boşanma davasının kabulüne yönelik temyiz itirazının reddi ile boşanma hükmünün kusura ilişkin gerekçesi değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiş (HUMK m. 438/son), davalı-karşı davacı kadının bu yöne ilişkin temyiz itirazları ile aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan yönlere ilişkin temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
2/a- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz (TMK m. 175). Yukarıda 1. bentte belirtildiği üzere, boşanmaya sebep olan olaylarda her iki tarafın da kusursuz olduğu, davalı-karşı davacı kadının herhangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği anlaşılmaktadır. O halde, davalı-karşı davacı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken, isteğin reddi doğru görülmemiştir.
2/b-Davalı-karşı davacı kadının ziynet istemi, Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine dair 4787 sayılı Kanunun 4. maddesinde ver alan aile hukukundan kaynaklanan dava ve işlerden olup bu istemin incelenmesinde Aile Mahkemeleri görevlidir. Görev, kamu düzenine ilişkin olup, hakim tarafından yargılamanın her aşamasında res’en gözetilir. Bu bakımdan davalı- karşı davacı kadının ziynet isteminin esasının incelenmesi gerekirken, yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2/a ve 2/b bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple kararın kusura ilişkin gerekçesi değiştirilerek ONANMASINA,
temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 05.10.2016 (Çrş.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.