Tutukluluk Halinin Kanuni Süreyi Aştığı İddiası Bireysel Başvuru

Bireysel başvuruda süreTutukluluk Halinin Kanuni Süreyi Aştığı İddiası ve bu konuda sürelerin hesabı başvurunun kabul edilebilirliği açısından önemlidir.

-I-

Kural

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, 30 gün içinde yapılmalıdır.
30 gün süre, başvuru yolu öngörülmüşse bu yolun tüketildiği tarihten başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

 

-II-

Tutukluluk hali için Uygulaması

Bireysel başvurunun ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra veya serbest bırakılmadan itibaren başvuru süresi içinde yapılması gerekir

İlk derece mahkemesince hüküm ile birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz edilmemiş ise kararın verildiği tarihten itibaren; itiraz edilmiş ise itiraz merciince verilen kararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.

-III-

Yukarıda belirtilen süre içerisinde yapılan başvuruların kabul edilebilirliğine karar verilecek olup, esas açısından tutukluluk süresinin kanuni süreyi aşıp aşmadığı belirlenirken, hangi sürelerin tutukluluk süresi olarak hesap edildiği açısından ise,

Sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.

Sürenin sonu, kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir. Ancak bozma kararı sonrasında bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır.

Tutukluluk Halinin Kanuni Süreyi Aştığı İddiası yukarıda belirtilen kurallar ile değerlendirilmektedir.

Tutukluluk Halinin Kanuni Süreyi Aştığı İddiası 30 günlük başvuru süresi içerisinde ileri sürülmez ise başvuru süre aşımı yönünden kabul edilemez bulunmaktadır.

Tutukluluk Halinin Kanuni Süreyi Aştığı İddiası , kişi hürriyeti ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia olarak değerlendirilir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ

Başvuru Numarası: 2014/657
Karar Tarihi: 17/5/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 28/6/2016-29756

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun kanun ile öngörülen azami süreyi aşması, tutukluluk süresinin makul olmaması, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması, müştekilerden birinin yargılama aşamasında dinlenmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 9/1/2014 tarihinde Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 13/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 24/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/8/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/… Soruşturma sayılı dosyası ile yürütülen soruşturma kapsamında 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin (4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga 250. maddesi ile görevli) 5/11/2007 tarihli ve 2007/… Sorgu sayılı kararıyla suç işlemek için örgüt kurma ve nitelikli yağma suçlarından tutuklanmıştır.
8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesi ile görevli bölümü) 26/11/2007 tarihli ve E.2007/….sayılı iddianamesiyle başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurma, nitelikli yağma, tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kasten yaralama suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
9. Davaya bakan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesi ile görevli) E.2007/…. sayılı dosya üzerinden yapılan yargılamayı başvurucu yönünden tutuklu olarak sürdürmüştür.
10. Mahkemenin 6/12/2012 tarihli ve E.2007/…., K.2012/….. sayılı kararı ile başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan 4 yıl 2 ay hapis, (on altı ayrı) nitelikli yağma suçundan toplam 135 yıl 40 ay hapis, (üç ayrı) kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan toplam 15 yıl hapis, (dört ayrı) tehdit suçundan toplam 8 yıl 4 ay hapis, kasten yaralama suçundan 3 yıl 4 ay hapis, “6136 sayılı Yasa’ya muhalefet” suçundan 1 yıl 8 ay hapis ve 600 TL adli para cezaları ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
11. Mahkeme, hüküm ile birlikte “almış oldukları hapis cezalarının cins ve miktarı, sanıkların kaçma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olması ve atılı suçların 5271 sayılı CMK’nın 100 vd. maddelerinde gösterilen katalog suçlardan olması hususları da dikkate alınarak adı geçen sanıkların mahkûm oldukları yağma ve örgüt suçları yönünden 5271 sayılı CMK’nun 109. maddesinde öngörülen adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı” gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
12. Karar, başvurucuya duruşmada tefhim edilmiştir.
13. Başvuru formu ve eklerinden başvurucunun hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz ettiği anlaşılamadığı gibi başvurucu tarafından bu konuda herhangi bir bilgi ve/veya belge de sunulmamıştır. Yine UYAP üzerinden yapılan incelemede başvurucunun anılan karara karşı itiraz yoluna başvurduğuna yönelik bir kayda rastlanmamıştır.
14. Başvurucu, hakkındaki mahkûmiyet hükmünü temyiz etmiştir. Dosya 9/10/2013 tarihinde temyiz incelemesi için Yargıtaya gönderilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 12/4/2014 tarihinde tebligat eksikliklerinin ikmali için Mahkemesine iade edilmiştir. Mahkemece, eksiklikler ikmal edildikten sonra dosyanın 2/7/2014 tarihinde tekrar Yargıtaya gönderildiği anlaşılmıştır.
15. 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesi ile görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması üzerine dosya, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/… sayısına aktarılmıştır.
16. Başvurucu hakkında verilen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/12/2012 tarihli mahkûmiyet hükmü, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 10/6/2015 tarihli ve E.2015/…., K.2015/…… sayılı ilamı ile bozulmuştur.
17. Yargıtay bozma ilamı sonrası dosya 5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesi ile görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması dolayısıyla Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/….. sayısını almış ve anılan Mahkeme 14/7/2015 tarihinde tensip incelemesi ile birlikte başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.
18. Dava, inceleme tarihi itibarıyla İlk Derece Mahkemesinde derdesttir.
19. Başvurucu 9/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten yaralama” kenar başlıklı 86. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
21. 5237 sayılı Kanun’un “Tehdit” kenar başlıklı 106. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tehdidin;
a) Silahla,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
22. 5237 sayılı Kanun’un “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” kenar başlıklı 109. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
23. 5237 sayılı Kanun’un “Nitelikli yağma” kenar başlıklı 149. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Yağma suçunun;

a) Silahla,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
24. 5237 sayılı Kanun’un “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” kenar başlıklı 220. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
“Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
25. 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”
26. 5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama kararı” kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.”

27. 5271 sayılı Kanun’un “Tutuklulukta geçecek süre” kenar başlıklı 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 17/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu; yargılama konusu olaylara ilişkin ilk kez şikâyette bulunarak soruşturma açılmasına sebebiyet veren müşteki İ.B.nin yargılama aşamasında dinlenmesi taleplerinin Mahkemece yerine getirilmediğini, mahkemelerce diğer tutuklulara tanınan 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki beş yıllık azami tutukluluk süresinin kendisi hakkında uygulanmadığını, tutukluluğun makul süreyi aştığını, aynı gerekçelerle tutukluluğun devam ettirildiğini, davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 10., 19. ve 38. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun, tutukluluğun 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen beş yıllık azami süreyi aştığı, aynı gerekçelerle tutukluluğun devam ettirildiği ve tutukluluk süresinin makul olmadığı şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesi ile güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı; müşteki İ.B.nin yargılama aşamasında dinlenilmesi taleplerinin Mahkemece yerine getirilmediği ve davanın makul sürede sonuçlandırılmadığı şikâyetlerinin ise Anayasa’nın 36. maddesince güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
32. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) “Başvuru süresi ve mazeret” başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
33. Bireysel başvuruların, 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine doğrudan veya diğer mahkemeler yahut yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılması gerekmektedir.
34. Bireysel başvurunun, başvuru yolu öngörülmüş olması halinde bu yolun tüketildiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerektiği belirtilmekle beraber, başvuru süresinin başlangıç tarihinin belirlenmesi hususunda başvurucunun nihai karardan yeterince bilgi sahibi olması aranacaktır. Bu noktada, nihai kararın tebliğinin öngörüldüğü hallerde tebliğ tarihinin, tebliğ şartı öngörülmeyen hallerde ise başvurucunun kararın içeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihin esas alınması gerekir (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 21).
35. Bireysel başvurunun ön şartlarından biri de başvuru süresidir. Süre, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gereken bir usul hükmüdür (Yasin Yaman, B. No: 2012/1075, 12/2/2013, § 18).
36. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla kişinin tutukluluk hâli sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesi açısından tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hâli sona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33). Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin değerlendirmesinde dikkate alınmaz. Ancak bozma kararı sonrasında bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 42).
37. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklulukta geçen sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66). Bu kapsamda “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma” durumunda tutukluluk süresinin kanuni süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra veya serbest bırakılmadan itibaren başvuru süresi içinde yapılması gerekir (B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 28).
38. Somut olayda başvurucu 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınmış, 5/11/2007 tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklu olarak devam eden yargılama sonucunda İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/12/2012 tarihli kararı ile başvurucunun “nitelikli yağma, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, tehdit, kasten yaralama” ve “6136 sayılı Yasaya muhalefet” suçlarından toplamda 166 yıl 58 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiş; anılan mahkûmiyet hükmü, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 10/6/2015 tarihli ilamı ile bozulmuştur.
39. Dolayısıyla başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılması, İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 6/12/2012 tarihinde sona ermiştir. Bu karar, başvurucunun yüzüne karşı tefhim edilmiştir. Anılan mahkûmiyet hükmü, temyiz incelemesi sonucunda bozulmuş ve başvurucunun tutulmasının niteliği tekrar bir suç isnadına bağlı tutmaya dönüşmüş olsa da bu durumun, bireysel başvurunun süresinde yapılması gerektiği yönündeki kural üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır.
40. Bu belirlemeler karşısında bir suç isnadına bağlı olarak tutuklulukla ilgili şikâyetleri içeren bireysel başvurunun, ilk derece mahkemesince hüküm ile birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz edilmemiş ise kararın verildiği tarihten itibaren; itiraz edilmiş ise itiraz merciince verilen kararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Somut olayda başvurucu tarafından İlk Derece Mahkemesince hüküm ile birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz edildiğine yönelik bir bilgi ve/veya belge bulunmamaktadır (bkz. § 13). Bu nedenle başvurunun ilk derece mahkemesinin nihai kararını verdiği 6/12/2012 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekirken 9/1/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.
41. Açıklanan nedenlerle kararın öğrenilmesinden itibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Tutukluluk
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
42. Başvurucu, müşteki İ.B.nin yargılama aşamasında dinlenilmesi taleplerinin Mahkemece yerine getirilmediğini ileri sürmüştür.
43. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:
“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
44. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
45. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16,17).
46. Somut olayda İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/12/2012 tarihli kararı ile başvurucunun çeşitli suçlardan toplamda 166 yıl 58 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan mahkûmiyet kararı Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 10/6/2015 tarihli bozma ilamı ile esas yönünden bozulmuştur. Bozma ilamı sonrası dava, ilk derece mahkemesi olarak Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.
47. Dava, bireysel başvuru tarihi itibarıyla temyiz aşamasında olup Anayasa Mahkemesince inceleme yapıldığı tarih itibarıyla da temyiz incelemesi sonucu bozma ilamı verilmesi nedeniyle İlk Derece Mahkemesinde derdesttir. Başvurucunun başvuru formunda dile getirdiği müşteki İ.B.nin yargılama aşamasında dinlenmemesine ilişkin şikâyetlerini Derece Mahkemelerinde devam eden yargılamada ve sonrasında temyiz aşamasında ileri sürebilme ve ileri sürmüş ise bu şikâyetlerin bu aşamalarda incelenme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede Derece Mahkemelerinin yargılama ve temyiz süreçleri beklenmeden yargılama sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.
48. Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemeleri ve temyiz mercileri önünde usulüne uygun olarak devam eden başvuru yolları tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığına İlişkin İddia
49. Başvurucu, hakkındaki davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
50. Makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhildir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
51. Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddeleri uyarınca kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31). Somut olayda başvurucunun bir çok suç işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır (bkz. §§ 7, 8). Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar, 5237 sayılı Kanun’un ve 6136 sayılı Kanun’un ilgili maddelerinde hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır (bkz. §§ 20-25). Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır.
52. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).
53. Somut olayda başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınmış, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2007 tarihli kararı ile tutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 26/11/2007 tarihinde başvurucunun da aralarında bulunduğu otuz dört şüpheli hakkında kamu davası açmıştır. Yargılamayı yürüten İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 6/12/2012 tarihli kararı ile birleşen dosyalarla birlikte toplam kırk sekiz sanık hakkında hüküm kurmuştur. Hüküm, başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Başvurucu ile birlikte diğer birçok sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmü, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 10/6/2015 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Dava, Yargıtay bozma ilamı sonrası (ilk derece mahkemesi olarak) Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.
54. Başvurucuya bir suçun isnat edildiği (başvurucunun gözaltına alındığı) 1/11/2007 tarihi ile bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih arasında geçen süre yaklaşık 8 yıl 6 aydır.
55. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarına ilişkin olarak mutlak bir süreye göre değerlendirme yapılmamakta, her davanın özelliğine göre makul sürenin aşılıp aşılmadığı incelenmektedir. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
56. Yargılamanın karmaşıklığını değerlendirirken davanın hem hukuki hem de maddi açıdan bütün yönleri ele alınmalı; davanın konusunun karmaşıklığı, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, delillerin toplanmasında karşılaşılan engel, maddi olayların karmaşıklığı, sanıkların ya da isnat edilen suçların veya tanıkların sayısı, davanın uluslararası unsurları, bilirkişi deliline ihtiyaç, yazılı delillerin hacmi gibi birçok unsur incelenmelidir. Davanın taraflarının ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu açısından ise ceza davalarında sanık, adli makamlarla aktif bir iş birliği yapmak zorunda olmadığı gibi hukuk sisteminin sunduğu savunma imkânlarını kullandığı için de kusurlu bulunamaz. Diğer taraftan devlet, kendi idari ve yargısal organlarına yüklenebilecek gecikmelerden sorumludur (B. No: 2014/2454, 4/11/2014, §§ 52, 53).
57. Somut olayda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınan başvurucu hakkında 26/11/2007 tarihinde yirmi altı ayrı suçtan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yargılamaya başlayan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince davanın tensip zaptının düzenlenmesinden sonra toplam kırk sekiz sanığın savunması ile yirmi bir müştekinin beyanlarının alındığı, 28/5/2008 ve 22/6/2011 tarihlerinde üç farklı dosyanın bu dava dosyası ile birleştirildiği, davada toplam yirmi üç ayrı olayın yargılamasının yapıldığı, Mahkemece ortalama dörder aylık aralıklarla on beş duruşma yapıldığı, yargılama süresince dosyanın incelemeye alındığı herhangi bir duruşmanın olmadığı, 6/12/2012 tarihinde başvurucu hakkında on altı ayrı yağma, üç ayrı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, dört ayrı tehdit, kasten yaralama, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet (ruhsatsız silah taşıma) eylemlerine ilişkin olarak toplamda 166 yıl 58 ay hapis ve 600 TL adli para cezasına dair mahkûmiyet hükmü tesis edildiği, 9/10/2013 tarihinde dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtaya gönderildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 12/4/2014 tarihinde tebligat eksikliklerinin ikmali için dosyanın Mahkemesine iade edildiği, belirtilen eksiklikler ikmal edildikten sonra dosyanın tekrar 2/7/2014 tarihinde Yargıtaya gönderildiği, Yargıtay 6. Ceza Dairesinde temyiz incelemesinin 10/6/2015 tarihinde başvurucu ile birlikte birçok sanık yönünden bozma ile sonuçlandırıldığı, bozma ilamı sonrası davanın görülmesine Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/… sayılı dosyası üzerinden devam edildiği, anılan Mahkemece inceleme tarihine kadar ortalama ikişer aylık aralıklarla beş duruşma yapıldığı tespit edilmiştir.
58. Sonuç olarak soruşturma ve yargılama safhalarıyla temyiz süreci birlikte değerlendirildiğinde, yargılama faaliyetlerinde hareketsiz kalınan bir dönemin bulunmadığı, yargı mercilerine atfedilebilecek bir kusurun olmadığı ve gerekli özenin gösterildiği görülmüştür.
59. Yargılama süresinin makul olup olmadığının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gereken davadaki sanık sayısı, dosyada birleştirme kararı verilip verilmediği, davanın karmaşıklığı, atılı suçların vasıf ve mahiyeti, söz konusu suçlar için öngörülen cezaların miktarı gibi unsurlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde somut başvuru bakımından yargılama süresinin makul olduğu görülmektedir.
60. Öte yandan İlk Derece Mahkemesinin aynı dosyasında yargılanan bir diğer sanığın makul sürede yargılanmadığından bahisle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ile yapmış olduğu bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü tarafından 30/12/2014 tarihinde incelenmiş ve bu davada kendisine on dört ayrı suç isnat edilen başvurucu yönünden yaklaşık 7 yıl 2 ay süren yargılama süresinin makul olduğu kabul edilerek adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir. (B. No: 2014/658, 30/12/2014, §§ 36-55).
61. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/5/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.